Tatlı tatlı kapının çalınmasıyla uyandım bu sabah. Oysa eskiden, yani pandemiden önce, bir pazar sabahı ben derin derin uyurken kapı yine böyle çalınsa, ‘Acı acı çalan kapının ziliyle uyandım bu sabah’ diye geçirirdim aklımdan bu cümleyi.
Sosyal hayatımın sıfırlandığı son 11 ayda, dünyaya bakışım işte böyle 180 derece değişti. İhtiyaçlarım da…
Zaten insanlarla aram eskiden beri pek iyi değildir ama, yine de birkaç haftada bir arkadaşlarımla buluşur, sohbet ederdim. Bu buluşmaların öncesinde yapılan telefon konuşmaları, buluşmanın ayrıntılarını belirlemek, o gün geldiğinde özenle hazırlanmak, dışarıya çıkıp insanların arasına karışmak falan, aslında zevkli şeylermiş. Şimdilerde anladım.
O zamanlar bazen angarya gibi gelirdi bu ayrıntılar. Şimdi mumla aradıklarıma, geçen seneye kadar dudak büktüğüm bile oldu.
Dün sabah ‘Tiyatroya gitmek istiyorum’ diye uyandım mesela. Halbuki çok yakınımda bir sahne olmasına rağmen, üşendiğim için gitmediğim nice şahane oyunlar gelmişti zamanında.
İnsan elindekinin kıymetini gerçekten de yitirince anlıyormuş. Meğer canın istediğinde, maskesiz dışarı çıkmak ne kadar özgürce bir davranış biçimiymiş.
Birisine sarılmak, kalbin kalbe selamını o sıcaklıkla almak ne müthiş bir ihtiyaçmış…
Bak…şimdi, öğlene kadar uyumayı tercih ettiğim pazar günü kapım çalınıyor, hem de bakayım…hmmm…08.00’da, yani benim için sabahın köründe ve ben sinirlenip, yastığı başımın üstüne kapatacağıma, kapıda birini göreceğim de onunla iki çift laf edeceğim diye seviniyorum.
Hayat çok acayip. Beni bile değiştirdi. Ben bunları düşünürken kapıdaki kimse, aman uzun süre açmayınca, uyuduğumu falan düşünüp vaz geçmeden önce kalkayım hemen. 17 gün sonra birisini görme şansımı yitirmiş olurum maazallah.
Ama dur, şu aynaya bakıp saçlarımı düzelteyim önce, kendime bir çeki düzen vereyim, sonra maskemi takarak kapıyı açarım…
Çimen Erengezgin – 09.02.2021 – Foça


Bir Yorum Yaz